Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Kişisel Verilerin Korunması

Tanaonte/Getty Images

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, insan haklarının güvence altına alınıp korunması için Avrupa Konseyi ülkeleri tarafından imzalanan ve hukuki bağlayıcılığı olan bir metindir. Ayrıca sözleşmedeki haklardan yararlanabilmek için de yurttaşlık koşulu aranmamış sözleşmeye taraf bir devletin yargı yetkisi içinde bulunmak yeterli kılınmıştır. Böylelikle insan hakları, ulus devletlerin iç işleri alanından çıkmakta ve devletlerin işledikleri hak ihlallerinin uluslararası alana taşınması sağlanmaktadır.

Sözleşmenin içeriğinde sırasıyla;

  • Başlangıç
  • Hak ve Özgürlükler
  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
  • Çeşitli Hükümler

başlıklı bölümler yer almaktadır. Söz konusu sözleşmenin gereği olarak etkin bir koruma mekanizması sağlanabilmesi için de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kurulmuştur (md.19). Mahkeme, önüne gelen bir başvuruda -başvurunun anonim veya başka bir uluslararası örgüte götürülmüş olmaması, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ya da açıkça temelden yoksun bir başvuru olmaması gibi kıstaslarını işleterek- hakkın ihlal edilip edilmediğine karar verecektir. Verilen bu ihlal kararlarının Türk Hukukuna etkisi ise “yeniden yargılama sebebi” olarak usul kanunlarımızda ve ayrıca AY md.90’da hüküm altına alınmıştır (HMK m.375; CMKm.311; IYUKm.53). Sözleşme’nin yaşayan bir enstrüman[1] niteliğinde olması dolayısıyla “Özel Yaşam ve Aile Yaşamına Saygı” başlıklı 8.maddesi dijital çağın hukuka tesiriyle “Özel Yaşamın Gizliliği Hakkı” ve bir alt unsur olarak “Kişisel Verilerin Korunması Hakkı”nı içerecek şekilde yorumlanmaktadır. Hiç kuşkusuz bu yorumun hakkın gelişmesine ve hukuki niteliğinin belirlenmesindeki katkısı büyüktür.

AY’nin 10.maddesinde[2] de güvence altına alınan özel yaşamın gizliliği hakkının ortaya çıkışı, 1890 yılında Harvard Hukuk dergisinde yayımlanan “Mahremiyet Hakkı” başlıklı makale ile olmuştur. Makalenin yazarları olan Samuel Warren ve Louis Brandeis kullandıkları “yalnız kalma hakkı (the right to be left alone)[3]” kavramıyla mahremiyeti toplumun gözlem ve müdahalesine tabi olmama şeklinde, Avrupa Konseyi Kitlesel İletişim Araçları ve İnsan Hakları Bildirisi ise “Bir kişinin, hayatını minimum müdahale ile yaşama hakkı” olarak tanımlamıştır. Bir başka ifadeyle mahremiyet, bireylerin kişisel verileri[4] üzerinde takdir hakkının sağlanmasına (bunların ne zaman, nasıl, ne ölçüde paylaşılacağına) ilişkin bir kavramdır. Bununla birlikte internetin hayatımızın her alanında geniş bir yer bulmasıyla özel hayatın artık yalnızca dört duvar arasında kimsenin görmesini istemeyeceğimiz sır alanında korunması olarak değil; kamusal alanda, mesleki faaliyetlerde (Amann-İsviçre) ve hatta kullanıcısının kendi emeğine ve verisine yabancılaştığı, hedefli reklamcılığın en önemli finansörü olan çevrim içi dünyada da bireylerin kişisel verilerinin korunması anlamına geleceği gözden kaçırılmamalıdır. Zira kişisel verilerin gizli veya sır olmasının gerekmediği yönünde ulusal ve uluslararası yasal düzenlemelerde, yargı içtihatlarında ve öğretide görüş birliği söz konusudur. Örneğin insan dolaşımının yoğun olduğu yerlerde -tren istasyonlarında ve havaalanlarında- mobese kameralarının olması belirli şartlar dâhilinde meşru karşılanabilirken her sokağın kameralar ile izlenmesinde aynı şeyi söylemek mümkün olmayacaktır.

“Kamusal alanda özgürlükler sınırlanabilir fakat bu alanın kendisi bir hakkın sınırlama nedeni olamaz[5].”

Nitekim AİHM’de içtihatlarında bu hususa dikkat çekerek özel hayatın net bir sınırlamasını yapmaktan kaçınmış, aksinin kamu güvenliği ile temel hak ve özgürlükler arasında kurulacak dengenin ölçüsüz olmasına neden olacağını yinelemiştir (Niemietz v. Almanya; CostelloCostella- Roberts v. BK; Peck v.BK). Keza mahkeme; istenen veriden fazlasının aktarılmasını, kişisel veri niteliğindeki soyadın ya da etnik kimliğin değiştirilmesi talebinin reddini (Stjerna v. Finlandiya; Mihai Ciubotaru v.Moldavya), yeni doğan bebeğin fotoğrafının izinsiz çekimini (Reklos v. Yunanistan), kamuya ait bilgilerin sistematik ve keyfi bir biçimde tutulmasını (Rotaru v. Romanya), parmak izi ve DNA profillerinin soruşturma bittikten sonra da tutulmasını (S ve Marper v. Birleşik Krallık), telefon görüşmelerinin gizli gözetime tabi tutulmasını (Klass-Oth. v. Almanya), posta/IP adresini (Alkaya v. Türkiye; Benedik v. Slovenia) md.8 kapsamında değerlendirmiştir.

Bu doğrultuda, psikiyatri kliniğinin KVKK md.6 ve AİHM’in M.S v. İsveç; Jullien v. Fransa kararı uyarınca hassas veri sayılan hastaya ilişkin tıbbi kayıtları mahkemenin talep etmesi üzerine veri minimizasyonu ilkesine aykırı olacak şekilde anonimleştirme yapmadan aktarmasını örnek olarak verebilir, Hipokrat Yemininde de yer alan hekimin -en temel borcu- sır saklama yükümlülüğünün, 3.kuşak hak[6] kapsamındaki hasta haklarının korunabilmesi açısından büyük önem taşıdığını söyleyebiliriz.
(Hasta Hakları Yönetmeliği md.21[7]; Biyotıp Sözleşmesi md.10[8]; TTB Hekimlik Meslek Etiği Kuralları md.9[9]; Tıbbi Deontoloji Tüzüğü md.4[10])

[1] KAMA IŞIK, Sezen, Avrupa Veri Koruma Hukukuna Anayasal Bir Bakış, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul, 2020, s.83

  • [2] “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulmaz.”

[3] DÜLGER, Murat Volkan, Kişisel Verilerin Korunması Hukuku, Hukuk Akademisi, İstanbul, 2020, s.53

[4] KVKK md.3: “Kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgi.”

[5] Bkz. https://blog.lexpera.com.tr/biri-bizi-hukuka-aykiri-gozetliyor-mobese-kameralari/

[6] TÖRENLİ ÇAKIROĞLU, MARAL Hekimin Borçlarından Özel Olarak Sır Saklama Borcu, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 12(2), 159–181.

  • [7]Hastanın, mahremiyetine saygı gösterilmesi esastır. Hasta mahremiyetinin korunmasını açıkça talep de edebilir. Her türlü tıbbi müdahale, hastanın mahremiyetine saygı gösterilmek suretiyle icra edilir.”
  • [8]Herkes kendi sağlığıyla ilgiler bilgiler bakımından, özel yaşamına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.”
  • [9] “Hekim, hastasından mesleğini uygularken öğrendiği sırları açıklayamaz. Hastanın ölmesi ya da o hekimle ilişkisinin sona ermesi, hekimin bu yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.”
  • [10] “Tabip ve diş tabibi, meslek ve sanatının icrası vesilesiyle muttali olduğu sırları, kanuni mecburiyet olmadıkça, ifşa edemez. Tıbbi toplantılarda takdim edilen veya yayınlarda bahis konusu olan vakalarda, hastanın hüviyeti açıklanamaz.”

⚖️

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store